Sabredenlerden Hifa Şükredenlerden Süheyb…
Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler.
Ancak Hifa Hatun bir başka güzeldir ve bambaşka gülümser.
Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki…
Kadınlar onu canları gibi severler.
Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları eşlerine ister.
Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler...
Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider...
Bırakın hekimleri, tüccarları; vezirler, sultanlar sıraya girer.
Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder.
Sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler.
Ama taliplerin ardı arkası kesilmez.
Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi eşiğine cevahirler döker...
Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile!
Efendimizin huzuruna çıkıp :
"Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene."
Doğrusu o, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır…
Ama Server-i Kâinat
"Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!"
Hifa, hatun susar büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve
"siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.
Malûm, o sıradan bir hanım değildir…
Ve onu nikâhına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir…
Lâkin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ne kimseye ümit verir, ne de kimsenin ümidini kırar.
Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur
"yarın sabah mescide ilk gelenle evlen"
buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.
Bu haberi elbette Hazret-i Süheyb de duyar ama dikkate dahi almaz.!
Zira o fakir ve kimsesiz biridir.! Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur.!
Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgâr sert esse ayaklarını yerden kaldırır.
Ama bakın şu işe ki o gece
ALLAH-u Teala (cc) bütün sahabelere derin bir uyku verir!
Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler…
Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.!
Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
Hifa Hatun büyük bir teslimiyetle kabul eder.
Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar.
Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, " şimdi eşine bir hediye al ve tut elinden evine götür."
Süheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar.
"İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var."!
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde “on bin
Dirhem gümüş olan süslü bir heybe” gönderir ve "filanca yerdeki konağımı sana hediye ettim" der.
Âlemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar eder…
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur...
Akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur.
Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve
"Ya Hifa" der, "biliyorum ki sen benim için bulunmaz bir nimetsin!...
Ben ise senin için yalnızca mihnetim!...
Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek.
İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim.
Zira Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)
"Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar."
buyurdular.
Hifa Hatun susar gözlerini yere indirir istediği zaten budur…
Ve öyle de yaparlar.
Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikir ile aydınlatırlar.
Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) e anlatır.
Ve onları Allah teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Süheyb'i
yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar…
"geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?"
Süheyb gözlerini kucağına indirir…
Zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir.
Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar
"...ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!"
Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır,
"sen ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"
Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Süheyb, secdede kalakalır!...
Mescid de bulunanları bir hüzün sarar ağlamaklı olurlar.
Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)
"Size daha şaşılacak bir şey söyleyeyim mi?
Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar.
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır.
İkisini yan yana toprağa bırakırlar…
Başuçlarına da küçük bir tahta çakarlar…
Birine "şükredenlerden Süheyb" yazarlar, öbürüne "sabredenlerden Hifa".
Asr-ı Saadetten İnciler…
